Bretton Woods Sistemi Nedir

Bretton Woods Sistemi

Bretton Woods Sistemi 1944 yılının Temmuz ayında A.B.D.’nin Bretton Woods kasabasında Birleşmiş Milletler Para ve Maliye Konferansı (United Nations Monetary and Financial Conference) bünyesinde 44 ülke temsilcisi bir araya gelerek savaş sonrası dünyanın uluslararası mali, parasal ve mali düzenin nasıl sağlanacağı konularını tartıştılar.

Bu tartışmalar sonucu konferansın son günü temsilciler bir anlaşma imzalamış ve bu anlaşma da Bretton Woods Anlaşması olarak kabul edildi. Bu anlaşma savaşın bitimiyle uygulamaya geçerek 1973 yılının sonunda sistemin çöküşüne kadar A.B.D., Kanada, Batı Avrupa ülkeleri, Avustralya ve Japonya arasındaki kurlarla ilgili ve mali ve ticari ilişkileri düzenleyici ve gözetici kuralları oluşturuldu.

Sistem bir bakıma iki dünya savaşı arasındaki dönemde çeşitli ülkelerce uygulanmasına son verilen altın sistemine geri dönüş anlamına gelmekteydi. Sistem temelde rezerv para sistemi olarak altına yeniden dönüşü sağladı. Anlaşma ile A.B.D., para birimi Doları altının değerine sabitlenmesini ve bu sabit pariteden yabancı ülke hükümetleri ve merkez bankalarınca serbestçe konvertibilitesini taahhüt etti. Aslında sistem A.B.D. Doları ile altın arasında bir sabit çıpa oluşturdu. 1 ons altının değeri 35 A.B.D. Doları olarak belirlendi. Sisteme katılan diğer ülkelerde kendi para birimlerinin değerini A.B.D. Doları’na sabitlediler ve bu sabit kur etrafında yukarı ve aşağı en fazla %1’lik yatay bantlar arasında uygulamaya izin vereceklerini taahhüt ettiler. Böylece teoride dolaylı bir altın parasal sistemine geçildi.

A.B.D. yaratmış olduğu Doların karşılığının en az %25’inin sahip olduğu altın rezervleri karşılığı olacağını ayrıca taahhüt ediyordu.

Sistem aynı zamanda uluslararası ticarette serbestleşmeye gidilmesi ve tarifelerin azaltılmasını ve giderek kaldırılmasını öngörmekteydi. Aynı zamanda para birimlerinin ileride konvertibilitesinin sağlanması da amaçlanmıştı.

Kurların sabitlenmesi ve dış ticaretin liberalleşmesi sonucu oluşabilecek olan dış ticaret dengesizliklerin neden olabileceği ödemeler dengesi problemlerini çözmek için devalüasyon veya revalüasyon yapma zorunluluğuna gerek kalmadan çözüm bulmak amacıyla yapılan anlaşma ile ayrıca Uluslararası Para Fonu (IMF) adlı bir kurum kurulmasına karar verildi. IMF, ödemeler dengesinde oluşabilecek geçici dengesizlik durumlarında cari açık verebilecek olan ülkelerin kurlarını değiştirmeden onlara kısa vadeli sermaye sağlamak amacıyla görevlendirildi. Sistem bir ülkelerin ödemeler dengesinde ancak yapısal sorunlar oluşması durumunda IMF’nin onayıyla bir para biriminde %10 devalüasyona veya revalüasyona izin veriyordu.

Sistem her ne kadar altına dayalı olsa da, uygulamada A.B.D. Doları’nın rezerv para olarak kabul edilmesini sağladı. Diğer ülke ve merkez bankaları rezervlerinde altın tutmak yerine getiri elde etmelerine imkan veren A.B.D. Doları’nı tercih ettiler.

Ancak sistem zamanla zayıflamaya ve çatırdamaya başladı. İlk işaretler kendini 1958 yılında gösterdi. A.B.D.’nin dış ticaret açıklarının artması sonucu A.B.D. Doları üzerindeki devalüasyon baskısı arttı. Altının piyasa fiyatıyla resmi kur olan 35 Dolar arasındaki fark yavaş yavaş ikincisinin aleyhine açılmaya başladı. Bu sorunu çözmek ve resmi çapayı korumak için A.B.D., B. Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda ve İsviçre bir araya gelerek Londra Altın Havuzu denilen sistemi oluşturdular. Havuz serbest piyasada altının A.B.D. Doları karşısındaki değeri 35 A.B.D. Doları’ndan daha fazla arttığında müdahale ederek tekrar 35 A.B.D. Doları seviyesine geri getirecekti.

A.B.D.’nin dış ticaret açıklarının artması ve diğer batılı ülkelerin dış ticaret fazlası vermesi A.B.D. Doları üzerinde baskı oluşturdu. Bununda birlikte başta Vietnam Savaşı olmak üzere soğuk savaş döneminin getirdiği askeri harcamalar ve sosyal harcamaların bütçe açıklarını arttırması sonucu enflasyon da yukarı doğru harekendi ve A.B.D. Doları üzerindeki baskı güçlendi.

1967 yılında Pound’a yapılan atak sonucu bu para birimi A.B.D. Doları karşısında devalüe edildi. Altın Havuzu uygulaması başarılı olamadı ve A.B.D.’nin isteğiyle bu sistemin uygulanması 1968 yılında durduruldu.

Her ne kadar B. Alman hükümeti elindeki A.B.D. Doları rezervleri altına dönmeyeceğini açıklasa da A.B.D. Doları ve Pound üzerindeki devalüasyon baskıları durmadı. Bunun üzerine A.B.D. hükümeti 1968 yılında Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) yaratmış olduğu A.B.D. Doları likiditesinin en az %25 karşılığının altın olması taahhüdü ile 35 A.B.D. Doları’ndan yabancı ülkelerdeki özel kesime altın satma yükümlüğünden tek taraflı vazgeçtiğini açıkladı.

Fransa Merkez Bankası’nın elindeki A.B.D. Doları cinsinden rezerv varlıklarını altına dönüştürmeye başlaması ile A.B.D.’nin altın rezervleri erimeye devam etti.

Sistemin uygulanma süresi boyunca ayrıca A.B.D. Doları ile Pound üzerindeki devalüasyon baskısının daha da artmasına sebep olan iki durumdan bahsedilebilir. Bunlardan birincisi 1958 yılında Batı Avrupa ülkelerinin para birimleri ile 1964’te Yen’in konvertibilitelerinin sağlanmasıdır. Bunun sonucunda ülke ekonomilerindeki dengesizliklerin para birimlerinde devalüasyona neden olabileceği beklentisi nedeniyle bu para birimleri spekülatif saldırılara hedef olmaya başlamıştır.

İkincisi ise dünyada artan A.B.D. Doları likiditesi nedeniyle A.B.D. finansal sisteminin dışında 1964 yılından itibaren çeşitli regülasyonlara tabii olmayan Euro dolar para piyasasının oluşmasıdır. Böylece çok uluslu bankalar çok kolay finansman sağlar hale geldiler.

Hem konvertibilite hem de Euro dolar para piyasalarının gelişmesi sayesinde dış ticaretten kaynaklanan ödemeler dengesi sorunlarıyla karşılaşan ülkelerin para birimleri spekülatif saldırılara sabit kur rejimi altında daha kolay hedef olmaya başladılar.

Sorunu çözmek üzere ilk koordineli hareket 1967 yılında IMF öncülüğünde geldi. IMF sadece bankaların birbirleriyle ve IMF ile ilgili işlemlerinde kullanılmak üzere Özel Çekme Hakkı (SDR) adı verilen bir para birimi yarattı ve değerini 1 A.B.D. Doları’na eşitledi. Ülkelerin rezervlerinin bir kısmını bu para biriminden tutmaları sağlandı. Bu yaratılan para biriminin bir üstünlüğü borç alma ve verme işlemlerinde kullanılabilmesi ve dolayısıyla faiz kazanabilme imkanıydı. Altında böyle bir getiri imkanı bulunmamaktaydı. Aslında amaçlanan A.B.D. dışındaki merkez bankaları ile hükümetlerinin rezerv para olarak A.B.D. Doları tutmaya devam etmelerini teşvik etmeleriydi.

Ancak bu uygulamalarda A.B.D. Doları üzerindeki baskıları dindirmeye yetmedi. Altın değer kazanmaya devam etti. Sonunda 1971 yılında A.B.D. sisteme üye diğer ülkelere danışmadan ve onların onayını almadan 35 A.B.D. Doları’ndan altına dönme imkanı sağlayan sabit kur uygulamasına olan taahhüdünü tek taraflı iptal etti ve para birimini serbest dalgalanmaya bıraktığını açıkladı.

Sorunu çözmek amacıyla yine aynı yıl, A.B.D., Belçika, Kanada, Fransa, B. Almanya, İtalya, Japonya, Hollanda, İsveç, İsviçre ve Birleşik Krallık temsilcileri bir araya gelerek Simithsonian Anlaşması’nı imzaladılar. Bu anlaşma sonucu A.B.D. Doları altın karşısında devalüe edilerek 1 ons altının resmi kuru 38 A.B.D. Doları olarak belirlendi. Ayrıca A.B.D. Doları’nın altın karşısında yukarı veya aşağı olarak %2,25 bir bant aralığında dalgalanmasına imkan getirildi. Sisteme üye ülkelerin diğer para birimleri de A.B.D. Doları’na karşı devalüe edilmiş oldu.

Ancak Bretton Woods sistemini yaşatmak için gösterilen bu çaba da çok kısa sürede başarısız oldu. FED’in A.B.D.’deki işsizliği azaltmak için tam istihdam hedefini sağlamak amacıyla para politikası faiz oranını düşürmesi neticesinde bu ülkeden sermaye çıkışı başladı ve Altın/A.B.D. Doları paritesindeki baskılar hızlandı. Sonunda Japonya ve Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ülkeleri sistemden çıkarak kendi para birimlerini serbest dalgalanmaya bıraktılar. Böylece 1944 yılında temelleri atılmış ve o güne kadar uygulanmış olan Bretton Woods Sistemi resmi olarak çökmüş oldu.